Yüzen şehirler inşa edebilir miyiz?

Yükleniyor...

Su Altında ve Su Üzerinde Yaşayan Şehirler Mümkün mü?

Geçtiğimiz günlerde, deniz seviyelerinin 2100 yılına kadar bir metreden fazla yükselebileceğini öngören bir makale okudum. Bunun üzerine, araştırma yapmaya başladım ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nin verilerine göre 1880’den bu yana küresel deniz seviyelerinin ortalama 20 santimetre yükseldiğini öğrendim. Bu artış ilk bakışta küçük gibi görünebilir, ancak üçte biri son 25 yılda gerçekleştiği için büyük bir risk taşıyor.

Bu durum, gelecekte kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanı etkileyebilir. Dünya değişiyor ve bildiğimiz haliyle sonsuza kadar var olmayabilir. Küresel ısınma, iklim krizi ve doğal felaketler insanlığın geleceğini belirsiz kılıyor. Bu nedenle, yeni yaşam alanlarına ihtiyacımız var. Mars’a gitmeyi hayal ediyor, Ay’da koloniler kurmayı planlıyoruz. Ancak, aradığımız dünya gökyüzünün ötesinde değil de okyanusların derinliklerinde olabilir mi?

Bilim dergilerini incelerken karşıma ilginç bir tasarım çıktı: Sea Orbiter. Bu, hem suyun üzerinde hem de altında araştırma yapabilen devasa bir deniz laboratuvarı. Okyanusların derinliklerini anlamak, su altı yaşamını keşfetmek için tasarlanmış. Ama bu bana başka bir şeyi düşündürdü: Eğer okyanusları keşfetmek için böyle yapılar inşa etmeyi hayal ediyorsak, neden buralarda yaşayamayalım?

Dünya yüzeyinin %70’i sularla kaplı. Ve derinlerde, milyarlarca yılın birikimiyle oluşmuş, henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş bir dünya var. İstanbul’un da dahil olduğu, dünyanın en büyük 10 kentinden 9’u, yükselen deniz seviyelerinden doğrudan etkilenecek. Peki, insanlık suyun üzerinde yeni yaşam alanları inşa edemez mi? Yüzen şehirler inşa etmek mümkün mü?

Şimdi sizlere iki farklı şehir projesini göstereceğim. Biri, denizin kilometrelerce altına kadar uzanan devasa bir yapı; diğeri ise, okyanusun yüzeyinde, adeta bir ülke gibi süzülen bir şehir.

Ocean Spiral: Deniz Altında Bir Şehir

Japon mühendislerin geliştirdiği Ocean Spiral, deniz tabanına kadar uzanan dev bir su altı şehri inşa etmeyi hedefliyor. Bu şehir, enerji üretebilen, besin kaynaklarını sağlayan ve kendi kendine yeten bir sistem olarak tasarlanmış.

Kavramsal metropol üç ana bölümden oluşuyor:

  1. 500 metre çapında küresel şehir: İçinde 5.000 kişiye kadar ev ve çalışma alanları bulunuyor. Deniz yüzeyine yakın konumlanan bu bölgede iş merkezleri, turistik alanlar ve yeşil alanlar da yer alacak.
  2. Deniz yüzeyinden deniz tabanına uzanan devasa spiral yapı: Şehre enerji, tatlı su ve gıda sağlamak için tasarlanmış. Yenilenebilir enerji üretmek amacıyla okyanus termal enerji dönüşümü sistemi kullanılacak. Bu sistem, deniz yüzeyindeki sıcak su ile derinlerdeki soğuk su arasındaki sıcaklık farkını kullanarak elektrik üretecek.
  3. Okyanus tabanındaki tesisler: Burada enerji üretimi, su arıtma ve deniz kaynaklarının kullanımı gibi işlemler gerçekleştirilecek.

Şirket, projeyi tasarlamak için birçok kuruluşla işbirliği yaparak iki yıl boyunca çalışmalar yürüttü. 2030 yılına kadar insan yerleşimine hazır hale getirilmesi planlanıyor. Ancak, bu kadar iddialı bir projenin hayata geçirilmesi için ciddi mühendislik zorluklarının aşılması gerekiyor. Okyanusun yüksek basıncı, karanlık ve aşırı soğuk gibi faktörler göz önüne alındığında, bu proje büyük bir meydan okuma niteliğinde.

Bu şirketin daha önce de uzay oteli inşa etme fikrini ve Ay’ın etrafına dev bir güneş paneli halkası yerleştirerek Dünya’ya enerji sağlama projesini duyurduğunu belirtmek gerekiyor. Japon mühendisler gerçekten sınırları zorlamayı seviyor. 2012 yılında bir Japon inşaat firması, 40 yıl içinde Ay’a kadar uzanabilecek bir uzay asansörü inşa etmeyi planladığını açıklamıştı. Ocean Spiral de bu büyük hayallerin bir parçası.

Ancak, suyun altında yaşamaya başlamadan önce suyun yüzeyinde yaşamaya alışmamız gerekebilir. İşte burada devreye giren bir diğer proje giriyor: Yüzen Şehirler. Bu sefer işler çok daha ciddi...

Oceanix Floating City

Bu konsept tasarımı sunanların amacı, denizlerin üstünde yüzen kentler kurmak. Oceanix City…

Okyanusun üzerinde duran, her biri altıgen şeklinde tasarlanmış platformlardan oluşuyor.

Altıgenler, en verimli mimari şekillerden biri olarak kabul edilir. (Bir arı kovanının içini düşünün.) Her platformu bir altıgen olarak tasarlayarak, inşaatçılar malzeme kullanımını en aza indirmeyi hedefliyor.

Üzerinde yeşillikler, enerji panelleri, su arıtma sistemleri ve modern yapılar bulunuyor. Ama burası sıradan binalardan ibaret bir yer değil… Tam anlamıyla kendi kendine yetebilen bir ekosistem!

Şehrin temel yapı taşı mahalleler.

İlk dikkat çeken özellik, her bir mahalle platformunun üçgen şeklinde tasarlanmış olması. Her mahalle belirli bir amaca hizmet edecek şekilde, sürdürülebilirlik ilkesiyle inşa edilmiş.

Merkezde, insanların gıda ve tarım gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için küçük bir çiftlik var. Etrafında ise yaşam, çalışma, alışveriş, araştırma ve teknoloji üretim alanları yer alıyor.

Şehirdeki binalar yalnızca estetik açıdan değil, aynı zamanda doğal iklimlendirme ve enerji verimliliği açısından da akıllıca tasarlanmış.

Binaların şekli, doğal bir soğutma yöntemi sunuyor. Yapılar, zeminden çatıya doğru genişleyen bir formda inşa edildiği için üst katlar, alt katlara gölge sağlayarak doğal bir serinlik oluşturuyor.

Ayrıca, çatı alanlarının maksimum genişlikte tasarlanmasının da bir amacı var: Güneş panelleri için en fazla alanı yaratmak. Böylece platformun enerji ihtiyacı doğrudan güneşten karşılanabiliyor.

Bunun yanında, rüzgar türbinleri ve dalga enerjisi sistemleri sayesinde denizin gücünden de faydalanılarak elektrik üretilecek.

Şehrin su ihtiyacı ise yağmur suyu toplama sistemleri ve deniz suyunun arıtılmasıyla karşılanacak. Kullanılan tüm suyun geri dönüştürülmesi planlanıyor.

Merkezdeki çiftliğin yanı sıra, su altında deniz ürünleri yetiştiriciliği için akuakültür tesisleri bulunuyor. Bu sayede sakinlerin gıda ihtiyaçları yerel olarak karşılanabilecek.

Tüm bunlar sayesinde platformlar hem sürdürülebilir hem de çevre dostu bir enerji sistemine sahip olacak. Gerçekten kendi kendine yetebilen bir yaşam tasarlanmış.

Bu kenti düşünürken, her platformda yaşayan kişi sayısının 50 olması gerektiği hesaplanmış. Bu sayı, insanların günlük su, yiyecek ve enerji ihtiyacını karşılayabilmek için belirlenmiş.

Birbirine bağlı mahalleler üç ana platformdan oluşuyor. Her platform farklı amaçlara hizmet edecek: biri yaşam, biri araştırma, diğeri ise konaklama için tasarlanmış. Mahallelerin her biri 30.000 ila 40.000 metrekare arasında olacak ve zamanla büyütülmesi planlanıyor.

Her bir platform, köprülerle birbirine bağlanacak. Altı platform bir araya geldiğinde, 300 kişilik bir mahalle oluşuyor.

Altı mahalle birleştiğinde, 1.800 kişilik bir kasaba ortaya çıkıyor.

Altı kasaba bir araya geldiğinde ise, yaklaşık 10.000 kişilik bir kent meydana geliyor. Platformlar, şehri su üzerinde adeta bir ağ gibi birbirine bağlıyor.

Bu sistem, doğadaki fraktal geometriyi takip ederek büyümeyi dengeli ve verimli hale getiriyor. Böylece kasabanın her köşesi kolayca erişilebilir olacak ve mahalleler yürüyerek keşfedilebilecek.

Peki, yüzen şehirler deprem veya doğal afetlerden nasıl korunacak?

Oceanix City gibi yüzen şehirlerin dayanıklılığı, tasarımın en kritik unsurlarından biri. Çünkü bu yapılar okyanusta dalgalara, fırtınalara ve hatta olası tsunamilere karşı koyabilmeli.

Platformların altıgen şekli, yapıya mekanik denge sağlayarak su üzerindeki stabilitesini artırıyor.

Şehir, güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve dalga enerjisi sistemleriyle kendi kendine enerji ürettiğinden, afet durumlarında dış kaynaklara bağımlılığı olmayacak.

Daha da önemlisi, binaların tasarımı. Yapılar, ağırlığı dengeli bir şekilde dağıtacak şekilde inşa ediliyor. Örneğin, beş katlı binaların alt kısımlarında daha fazla ağırlık bulunacak şekilde tasarlanması, rüzgara karşı stabilite sağlıyor. Bu sayede yüzen platformların dengesi bozulmadan, daha dayanıklı hale geliyor.

Binaların yapımında ise çelik yerine, hızlı büyüyen ve düşük karbon ayak izine sahip bambu gibi sürdürülebilir malzemeler tercih ediliyor.

Proje, okyanus şartlarına göre kategori 5 şiddetindeki kasırgalara dayanacak şekilde tasarlanmış.

Peki böyle bir sistem nasıl tasarlanabilir?

Doğanın güçlerini kendi lehimize kullanarak… Doğayla kavga etmeden… Denizlerle barışarak…

Ancak unutulmaması gereken bir şey var: Bu şehir henüz inşa edilmedi. Oceanix City, şu an için yalnızca bir konsept; tasarım aşamasında olan ve test edilmeyi bekleyen bir fikir.

Ama ya bir gün, bu şehirler sadece bir konsept olmaktan çıkıp gerçek olursa?

Çantalarınızı toplar, dairenizi boşaltır ve suda yüzen bu şehirlere taşınır mıydınız? Yorumlara yazın...

Aslında bu çağda sorulması gereken önemli sorulardan biri bu, değil mi?

Bugün içinde yaşadığımız şehirler, sadece insanları barındırmakla kalmıyor, aynı zamanda çevreyi de şekillendiriyor. Sanayi Devrimi'nden bu yana beton yığınları, endüstriyel atıklar ve aşırı tüketim, gezegenimizi hızla dönüştürdü. Artan nüfus ve doğal kaynakların tükenmesi, iklim değişikliği, hava kirliliği ve deniz seviyelerinin yükselmesi gibi küresel sorunlara yol açtı. Günümüzdeki şehirler doğayla uyumlu değil; aksine, ona zarar veriyor.

Peki, bu düzenin değişmesi gerekmez mi? Bu soruya vereceğimiz yanıt, belki de geleceğimizin nasıl şekilleneceğini belirleyecek.

Gelecek, sadece hayatta kalmaktan ibaret olmamalı.

Bu yüzden, bu projelerde asıl mesele, futuristik bir su altı şehri veya ütopik bir yaşam alanı hayal etmek değil.

Asıl heyecan verici olan, insanlığın gelecekle ve doğayla nasıl uyum içinde var olabileceğine dair sunduğu vizyon…

Kaynaklar;
https://www.businessinsider.com/un-floating-city-housing-hurricanes-2019-4
Oceanix City resmi sitesi
https://oceanix.com/media/?filter_media_category=videos
Ocean Spiral resmi sitesi
https://www.shimz.co.jp/en/topics/dream/content01/
Sea Orbiter
https://www.seaorbiter.com/
İklim değişikliği ve deniz seviyelerinin yükselme istatistikleri
https://www.climate.gov/news-features/understanding-climate/climate-change-global-sea-level

İlgili İçerikler